İnsanların mutlu olmamamak için çırpınıp, yollar aradığını görmüşlüğüm çoktur.
Elalem ne der diye yaşayan insanların psikolojisi de ilgimi çekti çok zaman.
Elalem ne der diyen insanların zayıf zavallı başkaların ağızlarıyla yaşayan basit silik tipler olduğunu düşünürüz genelde ama gerçek öyle degil.
Başkaların ağzına bakarak yaşan insanların toplumda kabul görmüş, kendisini ispatlamış, iddialı insanlar olduğunu fark edince çok şaşırdım. Dışardan bakınca yüksek özgüvenli, tirt ünvan sahibi, bu insanların başarısızlığa, mağlubiyete, küçük düşmeye ve en kötüsü sevilmemeye dayanamayan hırslı insanlar olması çok ilginçti daha ilginç bölüm sevdikleriyle değil sevildikleriyle muhattap oluyorlardı….(antisosyal kişilik)
Dolu dolu vitrinleri, ilgi çekici tarzları olan bu insanların hastalıklı bir bağımlılıkla O ne der? Bu ne der? dediğini fark ettim.
Iyi de insan özgür ve mutlu olmak için güçlü olmaz mıydı??? Bu kadar okul, bu kadar para, bu kadar ünvan ne içindi?????
Vitrin bağımlısı iklimsiz kalmış mutsuz kayıp ruhlar… En iyisi olmalıyım, çok başarılı olmalıyım, yüksek ünvanım olmalı, mükemmel olmalıyım saygi görmeliyim diyen bu tiplerin… Annem evleneceğim kızı beğenecek mi? Babam bu adamla evlenmemi istiyor, arkadaşlarım sevdiğim adamı bana yakıştıracak mi, sevgilimle herkese hava atabilecek miyim davul bile dengi dengine, meslegimi sevmiyorum ama babam bunu oku dedi!!!! diyen tiplerle aynı tiplerdi aslında… ve hepsi gizli açık onaylanmaya bağımlı, yarış atı gibi yetişrilmiş başarı odaklı ama mutsuz tiplerdi…
Vitrinimde güzel düzenli dursun, mutlu mutsuz fark etmez der dururlardı…. Peluş ayı sendromu…
İnsanların sırf onaylanma hazzını mutluluk zannederek ve sırf vitrinimde güzel duruyor diye hayatlarına aldıkları insanlardan mutluluk bile beklemeden, yıllarca dışardan iyi ve sorunsuz görünüyor, havalı duruyor diye mutsuz ömürler yaşadıklarını, yüzlerce kere gördüm
